Dalga 3

Yeliz Kanmış

Dalga 3

Kapının yanı başında durup martıya adım atabilmek için yüreklendiriyordu kendini, merdivenlerden inip kapıya yanaştığını düşündükçe içine bir korku doğuyor bu korkudan ise milyonlarca nergis kokusu geliyordu. Derin bir iç çekerek merdivenlerden inmeye başladı, kapı tam karşısındaydı gülümseyerek yaklaştı kafasını dayayıp sessizce mırıldandı: “Hoş geldin martı”

Martı; sabahın erken saatlerinde uyanmış yatağını toplamıştı bile dolabından çıkardığı mavi renkte ki kırmızı çiçekli elbisesini giyinip aynanın karşısına geçmişti. Beyaz teninin üzerinde ki iki mavi göz cam gibi parlıyordu, siyah saçlarını tarayıp örmeye başladı. Kısa boylu oluşu şişkin karnını daha da belirginleştirmişti. Gülümseyerek mutfağa doğru geçti, eski bir masa üzerinde bulunan kitabını kenara kaldırarak kahvaltı etmeye başladı. Evin sessizliği içini karartan bulutları sıklaştırmaya devam ediyordu, o an aklına ayakkabıları geldi.

-Aşağıya fırlatılan ayakkabılar artık canını sıkmaya başlamıştı.

-Kapıyı açtığına ayakkabıları yerli yerindeydi,

-Adamın ne sorun varsa hallolmuşa benziyordu yada bugün es geçilmişti.

-Kapıyı kapatıp içeri girdi.Mutfak masasında duran kitabını alarak içeri girdi yeşil  koltuğuna uzandı,okumaya başladığı esnada yavaşça kaldırdı başını Yılmaz aklına gelmişti,Yılmaz’ın yüreği  ne kadar da çok benziyordu İnce Memed’in yüreğine …

R erkenden kalkıp duşunu alıp hazırlanmıştı bile içindeki o şımarık çocuk uyanmış açım diye ağlıyordu. Bu açlığı martıyla durdurabilirdi R ve bunu farkında olarak evden çıktı, sessizce merdivenlerden inip ara boşlukta beklemeye başladı bu bekleyiş uzadıkça uzuyor heyecanlanması azalacağı yerde artıyordu. Bir sigara yakıp merdiven basamağına oturdu. Gözünün önüne martı geliyor şekilden şekle giriyordu bir kuş oluyor konuyor omzuna bir kelebek oluyor avuçlarında derken kapının açılmasıyla irkilerek ayağa kalktı bu ani ses dalgası R’yi şaşırtmış ve hareketsizce durmasına neden olmuştu. İç sesi yürümesini martıyla karşılaşması için ısrar etmesine rağmen R hareketsiz bir şekilde beklemeye başladı. Kapının kapanması ile R kendine geldi, yaşadığı bu küçük şok kalp atışlarının hızlanması ile kendine kızarak eve çıktı. Kapıyı kapatır kapatmaz olduğu yere çöktü iç sesi: “Acıyı hak ediyorsun seni çirkin yaratık, bir adım atmaktan bile aciz birinin yaşamaya hakkı yok.” diye bağırıyordu.

Bu kasırganın son bulmasını isteyen R kolunu sıyırdı daha önceden kalan yara henüz iyileşmemişti. Sigarasını yakıp derin bir nefes aldıktan sonra yaranın üzerine bastırdı, iç sesi anında susmuştu, hissettiği acının rahatlatıcı bir müzikten farkı yoktu. İç sesi hareketlenmeye –haydi git kapıyı çal – demeye başlamıştı biliyordu ki şimdi bunu yapmazsa daha da yapamayacaktı. Kapıyı açıp hızlıca aşağı indi, kapıyı birkaç kere çaldıktan sonra bekledi. Kapı açıldığında ise içinde uyanan çocuğun ağlaması durmuştu R gözlerinin gördüğü siyah saç, iki mavi göz ufak bedenin ötesinde, iki tane okyanusun kara parçasıyla buluşmasını gördü. Bu yeryüzünde beşinci iklimdi hem bu kadar soğuk hem de bir o kadar yakan bu beden insan olamazdı. İnsan yasalarında bulunan kin, nefret, ölüm ya da o an da akla gelmeyen herhangi bir kötülük bu bedende toplanması imkânsızdı. İnsanları ve kendini hata unsuru olarak görmesi kesinleşmiş ve martı dışında herkes kendisi de dahil kusurlu yaratılmıştı.

-Bu kusur asla dış görünüş olarak anlamlandırılmamalıydı. İnsan fıtratında bulunan ve ne olursa olsun bir ben gibi üzerimizde taşıdığımız kötülük unsurlarıyla yaşamaya alışmış ve belirli bir süre sonra gözümüze sokularak yapılan kötülükleri göremez oluşumuzdu.

-R bir bedende iki kişi olarak konuşmaya başladığında dış sesi: “ayakkabıları dağıttığı için” özür dilerken iç sesi, beyninde kurduğu orkestra ile dünyada ki en güzel melodiyi çalmaya başlamıştı. Şaşkınlığı ve bu şaşkınlık üzerine kurmaya çalıştığı memnuniyeti ile önemli olmayışını anlatan martının yüz hattının her karesini resmediyordu beynine ola ki bir durumda ki olması imkânsız eğer martıyı göremezse gözlerini gökyüzüne çevirmesi yetecekti. Martı gülümsemesiyle bekliyordu. R kendine gelerek teşekkür edip eve doğru yürüdü. Yukarı çıktığı an kapının kapanması ile omuzları tatlı bir sersemlilikle çöktü. Mutluydu, eğer mutluluk şuanda yürürken duvara karşı sırıtmasına neden ise evet gerçekten mutluydu. Günler rutine bağlamış merdivende bekleyip martının kapıyı açmasıyla inmesi bir olan R ile mecburiyet olan selamlaşmaları artık normale dönmüştü. Her iyi geceler ve her günaydın  R için gizlenen bir hazine bulmuş kadar sevindirici ve değerliydi.

Alınan selamlar ve rutin ufak konuşmalara doyan R açlığının artmasıyla yine sıkıntılı bir ana girmişti çok bir şey istemiyor sadece dokunmak istiyordu martıya ki bence bunu hak etmişti. Evin yan tarafında bulunan eski boş parka doğru yürümeye başladı, kafasında kurduğu plan hem çok basit hem de R’yi doyuracak nitelikteydi. En ücra köşeye yerleşerek görüşünü martının yatak odasına doğru ayarladı ve hafiften esen rüzgara karşı bir sigara yaktı, bekleyişinin uzunluğu planını iyice kurmasına yeterdi. saatlerin ilerlemesi mahalleye ağır bir uyku kokusu salmıştı, tüm mahalle ve tabii ki martı da derin bir uykuya dalınca yavaşça yerinden kalkarak hedefine doğru yürüdü, avuçlarının terlemesinden nefret etmesine rağmen sesini çıkarmadan ellerini üstüyle kuruladı balkonun altına geldiğinde derin bir nefes alıp demirliklere tırmandı, şimdi martının balkonundaydı açık olan pencerenden yavaşça içeri girdi, gözlerinin içeriye alışması için bekledi.   Burası arka oda olmalıydı çok az eşyanın bulunduğu odada martıya ait pek bir şey yoktu ufak bir göz gezdirmeden sonra kapıyı açarak koridorun kimsesizliğine, gözlerini kapatıp kokladı yoğun bir nergis kokusunu hemen bitişik olan yan odadan alabiliyordu. Yavaşça yanaştı kapıya kapı aralıktı itekleyerek açtı. Oradaydı…

İlk kez bir yatağın kutsallığına şahit oldu. Bir yastığın bir çarşafın üretilmesinin en güzel yanıydı martıyı sarmak, o güzel beyaz boynunu koklayabilmek… Martı daha fazla koku yayarak R’yi çağırıyordu daha önceden ayarladığı kırmızı mendilini çıkardı R eteri mendile bolca döktü uzun bir gece olacaktı ve martının uyuması gerekiyordu. Elleri titreyerek martının yanına geldi martı beyaz çarşafın içinde siyah saçlarının örgüsü boynunu geçmiş vaziyette uyuyordu, ani bir hareketle mendili ağzına dayadı R, martı ani hafif bir hareketlilik göstererek direndi aynı dakikalar içerisinde tekrar uysal uyuyuşuna geçmişti. R martının kulağına yaklaşarak;’’Sen benim cehaletimi çiçeklerle büyüleyen kadın . Saçlarının karanlığından gözlerine değen maviliğe kadar her renkte seninim beşinci mevsimim…’’diyerek yanına uzandı.

Martı huzurlu bir şekilde baygınken R saçlarının örgüsünü yavaş yavaş açtı bu nergis kokusunun kaynağını burnuna tutarak uzun uzun kokladı. Heyecanı yükseldikçe iç sesi kıpırdamaya bir şeyler söylemeye başladı… Durumdan hoşnut şekilde başını saçların ve omzun kalabalığına bıraktı, ellerini tutarak okşamaya başladı, şarkı söylemek ve bu şarkı içerisinde kaybolmak istiyordu. Martını ellerini sıkıca tuttu avucunu ağzına yaklaştırdı.’’ Bu koca dünyada herkesin bir evi vardı martı, kiminin çok pencereli. Kiminin birkaç balkonlu… Benim hiç evim olmadı. Kendimi kandırarak yaşadığım dört tarafı beton olan barınak seni gördüğüm an yıkıldı. Şimdi ise benim evim sensin, ister penceren olmasın istersen balkonun, kuru betonun bana cennet gelir içinde sen varsan.’’

Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Kendini uzun süredir kimseye böyle açmamıştı, itirafı kendine acımasına neden oldu ama bir yandan bunun iyi olduğunu düşündü çünkü martının o şefkatli yüreğinin anahtarı bu acıma olabilirdi. “senin bir dalın, bir kuru yaprağın yeter bana.’’ dedi. Başını martıya doğru çevirdi. Sıkıca sarıldı, sarılmanın yaydığı bu yeni duygu mest olmasına neden oldu, bir insan bir insana elbet yetebilirdi ama martı R için bir bütünlüktü. Eksik parça bulunmuştu.  Gün ağarıyordu, gitme vaktinin yaklaştığını gören R yataktan kalktı martıyı yan yatırarak saçını zorda olsa örmeyi başardı. Ortaya çıkan beyaz boynu kokladı ve uzun uzadıya öptü, yataktan kalkarak beyaz çarşafı örttü martıya kapıya doğru yönelirken aynada görüntüsüne denk geldi, her yanına çiçekler bulaşmıştı, boynu, yüzü, gözü, elleri nergis doluydu ve kokuyordu martı kadar olmasa da artık R de insan gibi kokuyordu. Kapıyı kapatıp geldiği gibi çıktı dışarı, apartmana girerken martının ayakkabılarına denk geldi gülümseyerek eğilip ayakkabıları düzeltti, tatlı bir mırıltıyla o çirkin görüntüsünü unutup eve doğru çıktı merdivenlerden.

24 Şubat 2020 (Yeliz Kanmış)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

DALGA 4

Dalga 2

Dalga 1. Bölüm