Dalga 1. Bölüm

Yeliz Kanmış

Dalga 1. Bölüm

Gün doğumundan gece yarısına kadar sessizlik devam etmişti. Mutfak masasında sigarasını içen R şöyle düşündü. "Ben de olmasam dünya ne kadar da sessiz."

Gerçekten de öyleydi R'nin hayatında ki tek renk kendisiydi. Kendi sesi,kendi düşünceleri ve kendi hareketleriydi. Yalnızlığının bir boyuta geçtiğini düşündükçe, içten içe keyfilenir ve bir sigara daha yakardı. R'ye keyif veren bu yalnızlık, insanlardan nefret etmesine hatta canlı denilecek her şeyden kaçmasına neden olmuştu.

İçine kapanık bu adam; uzun boylu olup sıska bir vücuda sahipti. Hatta gövdesine göre bacak boyu kısaydı. Burnu, ince suratına göre baya büyüktü, saçlarının seyrekliği bakımsızlığıyla birleşince çirkin denilebilirdi.

-21.yüzyılda çirkin insanlar acımasızca öldürülebilirdi. Tetiğe çirkin insan basmış olabilirdi ama tabancayı kafasına onlar dayamıştı. - Ard arda içilen sigaralar ve boş düşünceler içerisinde kafasını yavaşça kaldırıp saate baktı. İşe gitmesine sadece bir saat kalmıştı. İstemeyerek yerinden kalkıp karanlık olan odasına geçti, hazırlanıp merdivenlerden inmeye başladı. Bir tekme iki tekme derken kapı önünde ki bir çok ayakkabıyı aşağıya doğru tekmeledi ve işin yolunu tuttu.

R, postane müdürü olarak çalıştığı binaya girdiğinde kapısının önüne koyulan bir kutu olduğunu gördü. Yüzünde hafif bir gülümseme oluştu ama hemen kendini toparlayarak ciddileşti, hızlı ve sakin adımlarla, kutuyu alıp odasına girdi arkasından kapıyı kitlemeyi de unutmamıştı.

Birkaç ay önce R, yeni bir kural koymuştu. Kişisel mektupları görmeden postaneden çıkışı olmayacaktı. Çalışanlar buna anlam veremese de tamam demekten başka bir şey yapmadılar. R, masanın üstüne koyduğu kutuya içtenlikle baktı. İçini kemiren merak duygusu ilerledikçe suratı kızarmaya ve terlemeye başlamıştı. Kendini sınamayı severdi. Bu, ona hiç-bir duyguya bağımlı olmadığını hatırlatırdı. Merak duygusu geçmeye başladığında hemen kutuyu açtı, zarflara göz gezdirmeye başladı. Hızlı hızlı bir kaç tane zarfı her zaman kilitli duran çekmecesine koydu ve akşam olmasını bekledi. İş çıkışı, çekmeceden  zarfları alıp oturduğu sandalyeden hızlıca kalkıp evin yolunu tuttu. Merdivenlerden çıkarken aynı şeyleri tekrarladı. Bir kaç ayakkabı merdivenden aşağıya doğru düşerken R, çoktan kapıyı açıp içeri girmişti bile... Mutfak masasına gelip zarfları sırayla dizdi ve ardından bir sigara yaktı. Neden böyle bir işe kalkıştığını bilmiyordu, can sıkıntısı veya bu bayat hayata biraz renk gelmesi gerek diye düşünüyordu. Derinliklerde ise bir nefese ihtiyacı olduğunu içten içe biliyordu. İlk dergi açtı, okumasıyla hayal kırıklığına uğraması bir oldu . Bu o kadar basit ve saçma bir mektuptu ki sonunu getirmeden başka bir zarfa koyup adresini yazıp, çantasına koydu. Sıra ikinci mektuba geldiğinde sinsi bir gülümseme ile okumaya başladı.

"Burası kış o kadar soğuk ki hava, ellerini, ayak parmaklarını hissetmiyor insan. Gözlerimi kapatır kapatmaz güneş gibi doğuyorsun yüreğime bu zamana kadar kurak olan gönlüm şimdilerde her çeşit çiçekle buram buram bahar kokuyor. Korkmuyor da değilim sevgilim, ben ki değil yollar, dünyanın diğer ucunda olsam da sesini yanı başımda, nefesinin sıcaklığını dudaklarımda hissediyorum. Dayıyorum sırtımı  duvara ,gökyüzüne bakıyorum ve o an biliyorum ki ikimiz aynı anda bakıyoruz gökyüzüne ve göz göze geliyoruz...

R yutkundu, ne saçma bir mektuptu. Bir insan nasıl gökyüzüne bakarken başka biriyle göz göze gelebilir ki!

10 Şubat 2020 (Yeliz Kanmış)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Dalga 3

Dalga 2