Covid-19 Sürecinde Yüz Yüze Eğitim Sorunu

Covid-19 Sürecinde Yüz Yüze Eğitim Sorunu

COVID-19 nedeniyle birçok ülke okulları kapatmıştır. UNESCO'nun en son rakamlarına göre, dünyadaki kayıtlı öğrencilerin %60'ından fazlası okulların kapalı kalmasından etkilenmektedir.

Covid-19 salgınından dolayı birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de eğitime Mart ayından itibaren ara verilmiştir ve uzaktan öğretim yoluyla eğitim-öğretim yılı tamamlanmıştır. Yaz mevsiminin ortasına kadar salgınla mücadelede kat edilen yol yeni eğitim-öğretim yılında okulların açılacağına olan inancı pekiştirse de küresel ölçekte olduğu gibi ülkemizde de tırmanışa geçen vaka sayıları okulların açılmasına ilişkin sert tartışmaların yaşanmasına yol açmıştır.

Eğitimle ilgili karar vericiler ikileme düşmüştür.

Covi19 sürecinde eğitimle ilgili karar vericilerin çocukların/gençlerin sağlığı ile geleceği arasında yaşadıkları ikilem belki de gündemi en çok meşgul eden konuların arasında yer almaktadır.  Bir taraftan çocukları/gençleri salgından koruma gayesi, diğer yandan daha fazla zaman kaybetmeden öğrenme süreçlerine kavuşturma iki görüş olarak karşımıza çıkmaktadır.  Bu ikisini bir arada yapmak ise koordinasyon, bütüncül bir bakış açısı gerektiren karmaşık ve risklerle dolu bir süreci gerektirmektedir.

Pandemi sürecinde “Acil uzaktan eğitim sistemi” uygulanmış ve sorunlar yaşanmıştır.

Pandemi süreci ile birlikte Acil uzaktan eğitim sistemi uygulanmıştır. Bu noktada “Acil uzaktan eğitim (Emergency Remote Education) ile uzaktan eğitim (Distance education) arasındaki farkı bilmek önemlidir.  Acil uzaktan eğitim bir zorunluluk, uzaktan eğitim ise seçenektir. Pandemi sürecinde zorunluluktan dolayı mevcut ihtiyaca yönelik geçici çözümler üretmeye yönelik geçici uygulamalar gerçekleştirilmiştir.

Uygulanan sürecin tam bir uzaktan eğitim sistemi olduğunu iddia etmek gerçek uzaktan eğitim sistemine haksızlık olabilir.

Bu anlamda pandemi sonrası acil uzaktan eğitim sisteminde ortaya çıkan bazı sorunlar aşağıdaki gibidir:

  • Etkili bir karar verme modelinin eksikliği vardır. Karar vericilerin görev, yetki ve sorumluluklarındaki belirsizlikler söz konusudur. Örneğin önce her üniversitenin kendi kararını versin demesi, daha sonra son kararın YÖK tarafından verilmesi vb karmaşalar olabilmektedir.
  • Uzaktan eğitim sürecinde, içeriklere herkesin eşit biçimde erişememesinin ortaya çıkardığı imkan ve fırsat eşitsizliği söz konusudur. Uzaktan eğitim araçlarına ulaşmada zorluklar (internet, bilgisayar vb olmaması), bulunmaktadır. Her çocuk bilgisayar, internet vb olanaklarına sahip olamamaktadır. Dijital teknolojilere ulaşanlar ile ulaşamayanlar veya dijital teknolojileri kullananlar ve kullanamayanlar arasındaki fark olarak tanımlanan dijital bölünme artmıştır. Bu süreç alınan önlemlere rağmen eşitsizliği daha da artırabilmektedir. Akademik anlamda da zenginin daha da zenginleşmesi, fakirin daha da fakirleşmesi söz konusu olabilecektir.  
  • Uzaktan eğitim sistemleri ve araçların etkililiği konusunda sorunlar bulunmaktadır.
  • Öğretmen, öğrenci ve ebeveynlerin uzaktan eğitime hazırbulunuşluk düzeylerinin yetersiz olması gibi nedenler öğrenme süreçlerini yeni krizlere sokmuştur. Birçok öğretmen bu süreçle ilk kez karşılaşmıştır. Eğitimcilerin kriz süresince ihtiyaç duyulan dijital yeterlilik ve becerilere tam olarak sahip olmadıkları görülmüştür.
  • Uzaktan eğitimde geleneksel yöntemlerin kullanılması sorunlar ortaya çıkarmıştır. Bu noktada pandemi sırasında yapılan en sık hatalardan birisi de çevrimdışı fiziksel yüz yüze dersleri çevrimiçi sanal ders ortamlarında taklit etmek olmuştur (Bozkurt, 2020). Sisteme power point sunum veya video izleme gibi etkinlikler gerçekleşmiştir. Uzaktan eğitimi sadece çevrimiçi materyal ve iletişim süreçleri ile sınırlandırmamak; çevrimdışı etkinlikler ve materyallerin de kullanılabileceğini dikkate almak; eş-zamanlı(senkron) içeriğin sunumu kadar eş-zamansız (asenkron) sunumlarında olduğunu hatırlayarak dengeli bir öğretim tasarımı yapmak önemlidir.
  • Uzaktan eğitim sürecine ilişkin ölçme-değerlendirme etkinliklerinin ortaya koyduğu sonuçların güvenirlik ve geçerlilik düzeylerine yönelik endişe ve kaygılar bulunmaktadır. Sonuç odaklı ölçme ve değerlendirme yaklaşımlarına odaklanılmış, süreç odaklı ölçme ve değerlendirme yaklaşımlarının yeterince kullanılmamıştır. Sadece ödev vererek yapılan değerlendirmeler olmuştur.
  • Somut teknolojiler yanında eğitim teknolojilerinin doğrudan görünmeyen kısmını yansıtan soyut teknolojiler yeterince işe koşulamamıştır. Somut teknoloji kullanımına örnek olarak öğrenme yönetim sistemlerinin, canlı ders araçlarının kullanılması veya sadece bilgisayar ile erişim sağlanabilecek ortamların işe koşulması verilebilir.
  • Zoom yorgunluğu şeklinde ifade edilen ve öğrenenlerin hem bilişsel hem de fiziksel hazırbulunuşluklarını etkileyen durumlar gözlenmiştir. (Bozkurt, 2020).

 Okullar açılmalı mı? Açılmamalı mıdır?

Bu noktada okulların açılıp açılmaması hususundaki tartışmaları açılmalıdır ve açılmamalıdır şeklinde aşağıdaki gibi gruplayabiliriz

Okullar açılmamalıdır…

25 milyona yakın öğrencinin öğrenim gördüğü okullar ne kadar güvenli sorusu her kesimi düşündürmektedir. Okulların açılmaması gerektiğine ilişkin görüşler aşağıdaki gibi özetlenebilir.

  • Sosyal mesafenin korunamaması, hijyen kurallarını uygulanamaması vb, fiziki mesafe için mekanların yetersizliği vb riskler okullarda bulaş riskini artırabilecektir.
  • Bir kişide virüs çıktığında ne yapılması gerektiği konusunda belirsizlikler vardır. Sınıf mı kapatılmalı okul mu?
  • Okulları özellikle gelişmekte olan ülkelerde erken açmanın virüsü daha hızlı yayabileceği ön görüsü vardır. Gelişmekte olan ülkelerde, yetişkinler ve yaşlıların genellikle gelişmiş ekonomilerdekilere göre çocuklarla daha fazla temas halinde olabileceği bu durumunda bulaş riskini artırabileceği ifade edilmektedir.
  • Çocuklar aktif taşıyıcıdırlar. Hastalık belirtisi göstermemelerine rağmen virüsü evde yaşayan aile fertlerine hızlı biçimde bulaştırabilirler.
  • Çocuklarda virüs etkileri belirgin olmamasına rağmen okuldaki öğretmenleri başta olmak üzere diğer bireylerde virüse yakalanma tedirginliğine yönelik araştırma sonuçları bulunmaktadır.
  • Araştırmalar okulların geç açılmasının hayati açıdan önemli olduğunu göstermektedir. Yapılan projeksiyon çalışmalarında okulların en erken Ocak 2021 tarihinde açılması, aksi halde vaka sayılarında ciddi artışlar olabileceği önerilmektedir.
  • Bazı karar vericiler riske girmeye gerek olmadığını, öğrenme süreçlerindeki kayıp ve eksikliklerin telafi edilebileceğini ama sağlığın telafi edilemeyeceğini düşünmektedirler.
  • Okulların açıldığı bazı ülkelerde korona vakalarına rastlanması sonucunda okullar tekrar kapanmak zorunda kalmıştır.
  • Sadece okulların açılması ve okullarda önlem alınması yeterli değildir. Birçok faktörün aynı anda hesaplanması çok zor bir süreçtir.
  • Bir öğretmenin saatlerce maskeyle ders anlatması çok zor bir süreçtir.
  • Okulların açılması halinde bir diğer sorun çocukların maske takmalı mı? sorusunun cevabıdır. Çocukların uzun süre yüzlerinde maske ile durmasının çok zor olduğu, bununla ilgili öz disipline ne kadar sahip olduklarının tartışmalı olduğu ileri sürülmektedir.
  • Eğitim teknolojileri ve uzaktan eğitim doğru bir şekilde yapılandırıldığında yüz yüze eğitim ile arasında bir fark yoktur.
  • Üniversitelerde yüzyüze eğitimin öğrenci hareketliliğini artıracağı ileri sürülmektedir. Başka şehirlerden yolculuk, yurtlarda bir arada yaşama vb süreçler vaka sayılarını artırabilir.

Okullar açılmalıdır…

UNICEF Genel Direktörü Henrietta Fore, "çocukların aylardır eğitim imkanlarından mahrum kalmalarının, küresel bir eğitim krizine işaret ettiğini, bunun ekonomik ve sosyal etkilerinin on yıllar boyunca hissedileceğini” belirtmektedir. Finlandiya Sağlık ve Refah Enstitüsü'nde pediatrik enfeksiyon hastalıkları uzmanı olan Otto Helve, “Okullarda salgınlar kaçınılmaz olduğunu, en azından toplumda enfeksiyon oranlarının düşük olduğu bölgelerde okula gitmenin faydalarının risklerden daha ağır bastığını” belirtmektedir.

Okulların açılması gerektiğini savunanlar, okulların kapanmasının yarardan daha çok zararları olduğunu, her ne olursa olsun farklı modeller işe koşularak okullar açılması gerektiğini ve esas olanın öğretmenle yüz yüze eğitim olduğunu savunmaktadırlar. Okulların açılması gerektiğine ilişkin gerekçeleri aşağıdaki gibi özetleyebiliriz.

 

  • Sanal eğitim genellikle gerçek şeyin soluk bir gölgesidir. Hiçbir model, uygulama yüz yüze öğretimin yerini alamayacaktır. Bir öğretmenin göz teması, çocukla bire bir etkileşimi çok önemlidir.
  • Okulların uzun süre kapalı kalması, öğrencilerde birçok soruna yol açmaktadır.

Öğrenme kayıpları, sosyal, duygusal fiziksel gelişimlerinin olumsuz etkilenmesi, davranış problemlerinin oluşması ve sağlık problemlerine yol açabilmektedir. Çocuklar bu süreçte bilgisayar bağımlısı olabilecektir. Yine bu süreçte youtuberler çocuğun gelişimi üzerinde daha fazla etkiye sahip olabilmektedir.

  • Çocukların/gençlerin sağlığını ciddi tedbirlerle koruyabiliriz ama geleceklerini korumanın garantisi yok

2020 yılı TEDMEM Uzaktan Eğitim Raporu’na göre, öğrenmeye göre uyarlanmış eğitim süreleri 0,3 ila 0,9 yıl düşecektir. Bu durum hem okulların kapalı olması dolayısıyla öğrenilmesi gerekenlerin öğrenilememesi hem de var olan öğrenmenin unutulması sonucu oluşacaktır. Ayrıca özellikle dezavantajlı öğrencilerde okul terkleri artabilecektir. Ayrıca bazı savunucular çocukların COVID-19 nedeniyle ölme ihtimalinin çok düşük olduğunu belirtmektedirler. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2020 Ağustos başına kadar 18 yaş altı vakaların %1-3 arasında değiştiği görülmektedir (TEDMEM Raporu 2020).

  • İleride telafi edilemeyecek öğrenme kayıpları oluşmaktadır.

Normal süreçlerde çocukların tatil dönemlerinde bile çok önemli öğrenme kayıpları oldukları araştırmalar sonucunda ortaya konulmuştur. Pek çok çocuk bu süreçte yeni şeyler öğrenmeyi bırakın bildiklerini unutmaya başlamış olabilir!

McKinsey tarafından, okulların Eylül 2020; Ocak 2021 ve Eylül 2021 ‘de açılmasına yönelik projeksiyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Okulların Ocak 2021 tarihinde açılma ihtimali ve uzaktan erişime tam olarak ulaşamama senaryosunda bir öğrencinin 12-14 ay arası kaybı olacağı ileri sürülmektedir. Özellikle temel eğitim kademelerinde bu kayıplar ileride çok daha katlanarak artacaktır. Raporlara göre öğrenme kayıplarının hem bireysel hem de toplumsal anlamda gelir kayıplarına neden olabilecektir.

  • Kayıp nesil tehlikesi söz konusudur.

Öğrencilerin uzun süre okullardan uzak kalması, etkililiği tam olarak tespit edilmemiş olan uzaktan eğitim sistemleri bireylerin sahip olması gereken becerilere sahip olmasını olumsuz etkileyebilecektir. Bu durumda “kayıp bir nesil” ile karşılaşılabilir.

  • Geleneksel yöntemler uzaktan eğitimde başarı sağlamayabilir

Uzaktan eğitim sisteminde, içeriğin kalitesi içeriğin bireylere nasıl ulaştırıldığından daha önemlidir. Yüz yüze eğitime dayalı olarak geliştirilmiş program içeriklerinin, bilgisayara yüklenmiş bir sunum yoluyla uzaktan öğretimle öğrencilere aktarılması sürdürülebilir değildir ve başarılı sonuçlara ulaşılmasını sağlamaktan uzaktır. Web 3.0 öğrenme araçlarının tam olarak kullanılamadığı, uzaktan eğitime ilişkin olumlu bir epistemolojik inancın olmadığı durumlarda beklenen etki de sağlanamayabilir. Öğretim elemanları ve öğretmenlerin uzaktan eğitim süreçleri ile ilgili yeterlilikleri tam olarak geliştirilmeden başarı beklenmemelidir.

  • Çocuk/gençler günlük yaşamlarında da risk altındadırlar

Günlük yaşamlarında da tatil, düğün ve sosyal hayattan yalıtılmadan sürdürdükleri yaşamlarının beraberinde getirdiği  COVİD-19 bulaş riski bulunmaktadır.

  • Okullarda çok önemli tedbirlerle çocuklarımızı ve gençlerimizi bu virüse karşı koruyabiliriz.

Okullarda, sosyal mesafenin korunması ve hijyen koşullarının oluşturulmasına yönelik tedbirlerin daha kolay alınabileceği, insan kaynaklarına, alt yapıya ilişkin düzenlemeler yapılabileceği de bilinmelidir.

  • Üniversitelerin öğrenme kayıpları daha fazladır.

Üniversite öğrencilerinin online (çevrimiçi) eğitimle mesleki ve yaşam becerilerini kazanmaları çok zordur. Üniversite öğrencilerinin bu bilgi ve beceri düzeylerindeki yetersizlikler istihdam sorunu dışında ileriki yıllarda verimsizlik vb birçok sorunu ortaya çıkarabilecektir. Pandemi sürecinde üniversite öğrencileri birçok bilgi ve beceriye tam olarak sahip olamamıştır. Üniversitelerde mesleki anlamda uygulamalı derslerin yüz yüze verilmesi gibi çözüm önerileri getirilmektedir. Ancak teorinin de uygulama kadar önemli olduğu ve uzaktan eğitimle etkili biçimde alınamayacağı gerçeği göz ardı edilmemelidir. Üniversite öğrencileri kendilerini bu virüse karşı koruyabilecek bilişsel ve duyuşsal kapasiteye sahiptirler. Virüsün en fazla ve en çok etkisinin görüldüğü Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Üniversitelerin %60’ı güz döneminde yüz yüze; %23’ü ise karma yöntemle öğretim süreçlerini başlatmayı planlamaktadır. Ülkemizde ise YÖK tarafından güz yarı yılı içinde uzaktan eğitim kararı alınmıştır.

  • Eğitimle ilgili diğer sektörler bu süreçten olumsuz etkilenmektedir

Kırtasiyeler, tek olanakları öğrenci taşımacılığı olan öğrenci servisleri, evdeki bakıcılar, ebeveynlerin kendi işlerine gitmesi birçok değişkenin de dikkate alınması gerekmektedir.

  • Eğitimde özel okullar gerçeği

Eğitim sistemimizin bir gerçeği ve bazı noktalarda destekçisi olan özel okullar da pandemi sürecinin olumsuz etkilerinde payını almış bulunmaktadır. Okulların açılmasındaki belirsizlikten dolayı bazı veliler kayıtları yenilememiştir. Özellikle çocuğu birinci sınıfa gitmesi gereken bir veli eğitimin uzaktan olması durumunda öğrenciyi devlet okuluna yazdırma kararını veriyor.  Ya da evde özel öğretmen desteği almayı düşünüyor. Bu durum ülke genelinde düşük bir öğrenci payına sahip olan özel okulları ve burada çalışan öğretmenleri mağdur etmektedir. Özel okul ücretlerinin yarı yarıya düşürülmesi, tek geçim kaynağı okuldan aldığı maaş olan öğretmenin maaşının daha da düşmesine sebep olduğu ve kısa dönem çalışma ödeneği yüzünden pek çok özel okul çalışanın mağduriyetler yaşadığı belirtilmektedir. Bunun yanı sıra özel öğretim kurumlarından alınan vergide indirimine gidilmesi olumlu bir gelime olarak görülmektedir.

Okulların açılmasına yönelik alternatifler modeller 

Farklı okul kademeleri için çeşitli modeller uygulanabilir. Okullar illerin durumuna göre kontrollü ve alternatifli biçimde açılabilir. Okullarda karma/hibrit (blended) model kullanılabilir. Bazı yerlerde tam zamanlı, bazı yerlerde ikiye ayrılarak dönüşümlü olarak üçer gün okula gelmeleri; bazı derslerin yüz yüze bazı derslerin uzaktan eğitim olması, ders sürelerinin kısaltılması gibi birçok model uygulanabilir. Karma/hibrit model; öğrencinin kendi hızında öğrenmesini, daha fazla akran etkileşimini sağlar. Öğretmen açısından öğrencilere daha fazla zaman ayırma, öğrenci katılımını sağlama gibi avantajlar sağlarken kurumlar içinde maliyet ve risklerin azalması, öğrenme düzeyinde ve başarıda artış gibi katkılar sağlayabilir.  Ancak karma modelin de mükemmel olmadığı, sorunlar olabileceği gerçeği göz ardı edilmemelidir

Üniversitelerde hibrit (karma) olarak adlandırılan modeller kullanılabilir. Bu model iki biçimde kullanılabilir. Birincisi; tüm derslerin bazı süreleri yüz yüze bazı süreleri uzaktan eğitim yoluyla yapılabilir. İkincisi; bazı dersler yüz yüze bazı dersler uzaktan eğitim yoluyla gerçekleştirilebilir.

Ayrıca düzenlemeler ile bu dönem isteyen öğrenciler derslerini, kapasite vb değişkenler dikkate alınarak yaşadıkları şehirde bulunan üniversitelerden almaları imkanı verilebilir.

Okulların açılması durumunda virüs bulaş önlemleri dışında ortaya çıkabilecek problemlerde olabilecektir. Örneğin pandemi sonrası çocukların uyum problemleri, okul moduna dönmede yaşanabilecek sorunlar, öğrenme kayıplarının belirlenmesi ve telafi edilmesi, çocukların oyun alanlarında nasıl izole edileceği, öğrenci servisleri, yemek saatleri,

Okullar açılsa da açılmasa da Ebeveyn desteği çok önemli hale gelmiştir.

COVID-19 krizi okulun sağladığı fiziksel alanın öneminin yanı sıra eğitimin gerçekleştiği tek yerin okul olmadığı gerçeğini de gün yüzüne çıkardı. Yine bu süreçte, bireyin eğitim yaşantısında ebeveyn desteğinin önemi daha da artmıştır. Bu süreçte ebeveyn desteği al-a-mayan çocuklar daha büyük kayıp içinde olacaktır. Ebeveynlere de eğitsel rehberlik bağlamında destekler verilmelidir.

 

Sonuç olarak; her türlü karar ve tedbirde tabi ki insan sağlığı öncelikli ve önemlidir. Bunun yanı sıra riskleri en aza indirgeyecek önlemleri alarak çocukların/gençlerin eğitim süreçlerinin olması gerektiği gibi tamamlamalarını sağlamak da önemlidir. Bu konuyla ilgili tüm paydaşlar, ortak paydada karşılıklı anlayış içerisinde, olayı siyasallaştırmadan, birbirlerinin görüşlerinden yararlanarak, bu süreçten başarıyla çıkmamıza destek olmalıdır.

 

                Prof. Dr. Erdal BAY

Kaynaklar

7 Eylül 2020 (Prof. Dr. Erdal Bay)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

DİLEMMALARIMIZ ve YAŞADIKLARIMIZA İNANMAK

Pisagor’un rüyası: en büyük ilim…

Ve / ile

Pabucu dama atılmak

Fakirliğin edebiyatını yapmak mı? Fakirliği yaşamak mı?

KURBAN EN SEVDİĞİN ŞEYDEN OLMALI!!!

YALNIZ DEĞİLİM TEK BAŞINAYIM

YAP-A-MADIKLARIMIZ / YAP-A-MAYACAKLARIMIZ

MARDİNLİ BAHE