Yaşlanıyoruz

Yaşlanıyoruz

Istakozun sert bir kabuk içinde yaşayan narin, yumuşak bir hayvan olduğunu biliyor muydunuz?

Bu sert kabuk genişlemez.

Peki ıstakoz nasıl büyür?

Istakoz büyüdükçe bu kabuk onu nasıl sıkıştırır?

Ve ıstakoz kendini baskı altında ve rahatsız hissedince ne yapar?

Istakoz Avcı balıklardan kendini korumak için bir kaya oluşumunun altına gider.

Orada kabuğunu çıkartıp atar ve yeni bir tanesini üretir.

Zamanla büyüdükçe kabuk rahatsız bir hal alır, tekrar kayanın altına girer.

Istakoz bunu birçok kez tekrarlar.

Istakozun büyümesine imkan sağlayan tetikleyici, onun rahatsızlık duymasıdır.

Eğer, ıstakozların doktorları olsaydı asla büyüyemezlerdi.

Çünkü ıstakoz rahatsız hisseder hissetmez doktora giderdi.

Doktor ona antidepresanlar verirdi ve ıstakozlar iyi hissederlerdi.

Kabuklarını hiçbir zaman çıkartıp atmazlardı.

Bence, stresli, acı çektiğimiz zamanların, ayrıca büyümenin bir işareti olan zamanlar olduğunun farkına varmamız gerekiyor.

Eğer, zorlukları kullanmayı bilir kendimize bir yol bulursak, bu eylem bizim büyümemizi sağlayacaktır.

Büyümek eşittir yaşlanmaksa da...

Bırakın yaşlanıverin artık.

Zaten, biraz da yaşlanıyoruz artık.

Uzağı, gözleri kısarak izleyen gözlerden,

Yol boyunca karşılaşıverdiğimiz sokak kedilerinin sevimliliğinden anlıyor insan, biraz da yaşlanmaya başladığını.

Etrafında birileri ölmeye başlıyor mesela.

Amca dediklerin kalmıyor yada sayıları azalıyor,

Abi dediklerinin saçlarının bembeyaz, dişlerinin takma olduğunu fark ediyorsun bir sabah.

"Bizim çocukluğumuz da" replikleri ile başlıyor cümlelerin.

"Biz çocukken" diyerek anlattığın anıların, gençlik yıllarından kaldığını fark etmeye başlıyorsun mesela.

Tekneden martılara simit atan ellerin, sonra birbirlerine sıkıca sarılmalarını izleyince biraz daha anlıyorsun yaşlandığını.

"İçinde ki çocuğu yaşat ki genç kalasın" diye okuduğun onlarca kitap sayfalarında buruşturup attığın çocuktan, eser bırakmadığını görüyorsun.

Tükettiklerini tüketmekle kalmayıp, yok etttiklerini fark ederek, yenileri bir başka kucaklayıveriyorsun mesela.

Tıpkı bir çocuğun en sevdiği oyuncağı bozulmasın diye en üst rafta saklaması,

Tatlı tabağında en kenarsız lokmanın, en sona saklanması gibi özen gösteriyorsun bazı şeylere.

Ve belki de herşeye özen gösteriyorsun artık.

Dostluk, aile, aşk ve zaman gibi...

Bunları harcadığın, umursamadığın zamanları düşünüp ağlamıyorsun elbette ama artık daha bir sahip çıkıp değerlendiriyorsun elinde kalanları, olanları, yeni yakaladıklarını.

Eskilerle savaşını bitirip, yenileri kıymetsizleştirmeden devam ediyorsun hayata.

Nefes almak gibi bir görevi harcamaman gerektiğini öğrenip devam ediyorsun ve anlıyorsun işte yaş almak ile yaşlanmak arasında ki farkı.

Bunları, bazen hemen, bazen iş işten geçtiğinde anlıyorsun.

Yaşadıklarınla yaşamadıklarını yarıştırırken, geride kalanlara bir el sallayıveriyorsun.

Bir tren yolculuğun da kompartmana girip çıkanlar, seninle yola devam etmeyi seçip senin manzaran da var olmak için oturanlar ve gidenlerle yolculuğu yorumlamaya başlıyorsun.

Bu arada bir yerlerin ağrımaya, ezilip bükülmeye, düşüp yerinden çıkmaya başlıyor  

Görüntün, kırışıp buruşup sarkmalar başlayınca, kendinle savaşmalara geçiyorsun işte.

Hayatına yeni gelecekleri içeri alıp, manzarana ortak edeceklerini başka bir gözle süzmeye çalışıyorsun.

Çünkü artık kıymet bilecek yaşa geliyorsun.

Hayatına alacağın kim varsa; sevgili, dost, her şeyin fazlasıyla kıymetini bilen bir adam-kadın oluyorsun.

Gençken hoyratça harcadıkların geliyor ya aklına,

"yaaa madem öyle, bitti o zaman bu iş!" diyordun ya,

Şimdi işte o lafı o kadar kolay edemediğini görmeye başlıyorsun.

"kapı açık, arkanı dön ve çık!" şarkısını, o kadar kolay söylemiyorsun artık.

O kadar kolay Ajda Pekkan olamıyorsun yani :)

"Daha sonra konuşalım" demeyi öğreniyorsun.

"Daha sonra"

Sonranın bilinmezliği bir anlam katıyor artık sana.

Yaşanmışlıkların tecrübeye, tecrübe erdeme dönüşüyor.

Kocaman kocaman yaptığın adamlar, kadınlar, olaylar küçülüveriyor bir anda.

Sadece iş, para, aşk değil, hayata ait dünyada çok az şey olduğunu anlıyorsun.

Bütün dünya, bir avuca sığacak kadar küçülüp sığıveriyor avuçlarına.

Gençken daha fani ve tali şeylerin peşinde oluyordun ya,

Mesela laf oturtmaya bayılıyordun, birinin ağzının payını vermek senin için bir güç göstergesi haline geliyordu...

Bir yaştan sonra böyle şeylere tenezzül etmemeyi öğreniyorsun işte.

Yaşamı bir kendini oldurma, kamil olma süreci olarak görüyorsun.

Ya korkup kaçıyorsun, yaşlanmamakla kendini kandırmaya çalışıyorsun,

Ya da yaşadıklarınla kalan kısmını, dolu dolu tamamlamanın hayaline sarılıyorsun.

Sen büyüyorsun aslında azizim yaşlanmıyorsun.

23 Ocak 2018 (Gökhan ÜRKMEZ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Hayat DEVAM ediyor

Suriye de Ne İşimiz Var

SEV-İN GitSİN

Gaziantepspor, Gazianteptrafik, Gaziantepelektrik, Gaziantepsağlık ...

Son Günlerde & Kadın Dediğin Erkek

Sağım Solum 30 Ağustosum

Yönetici Ol-Bul-Mak

3 Mayıs’ı Anla(t)mak

"Gaziantep uşağı ve aşığı" Ömer Aykut.