3 Mayıs’ı Anla(t)mak

3 Mayıs’ı Anla(t)mak

Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk birliğinin, bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır. Dünya sükûnunu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk’ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek. “Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne yedi bin senelik, en aşağı bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela, korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır. Kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.” M.Kemal Atatürk

Hepimiz ellerimizi semaya kaldırıp Yaşasın bizim günümüz bugün, 3 Mayıs Türk olmanın gururunu taçlandırma zamanı diye yine oraya buraya ziyaretler yapacağız.

Yine birbirinden değerli Akademisyenlerimizden Türkçülük üzerine methiye dolu seminerlerde kravatımızı takıp oturup Türk olduğumuzu hatırlattıkları için alkışlarla onlara eşlik edeceğiz.

Açıp iki kitap okumaktan farklı görüşlere düşüncelere tahammül edemeyişimizden olsa gerek anlatılanları huşuh içinde dinleyerek kendimizden geçeceğiz.

Geçmişi okuyup anlayıp dersler çıkarmadığımız için bize verilen üç beş fiyakalı cümleyle salonları terk edip işimize gücümüze bakacağız.

Bir fikrin bir ideolojinin bir neslin yok olup gidişinin farkına varmamamız için uyuttukları uykularımızda, içimizden-bizden dediğimiz adamlarca kandırılmaya devam edeceğiz.

Her yıl 3 Mayıs da Nihal Atsız gibi sorgulamayı bilebilseydik mi acaba? Yı bile düşünmeden yuvarlanıp gitmeye devam edeceğiz.

Nihal Atsız ki yaşamı boyunca Türkçülüğünden hiç taviz vermemiş, yazdığı makaleler ve çıkardığı dergiler yüzünden birçok kez mahkemelik olmasına, tabutluklarda işkenceler görmesine rağmen düşüncelerini kararlılıkla ve haykırırcasına savunmuş… 3 Mayıs 1944 Çarşamba; ırkçılık - turancılık davasıyla tutuklanan akademisyen, gazeteci ve yazar, Ankara’da mahkemesi görüldüğü esnada durumu protesto etme ve tutuklananlara destek amaçlı yürüyüşe geçen Türkçüler vesilesiyle her yıl anılan gündür.

Irkçılık-Turancılık davasının gerekçelerinden biri olarak gösterilen Hüseyin Nihal Atsız - Sabahattin Ali davasının 3 Mayıs 1944 tarihli duruşmasından sonra yaşanan "Ankara Nümayışı"'nı anmak amacıyla, ilk defa 3 Mayıs 1945 tarihinde Tophane Askerî hapishanesinde Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Nejdet Sançar ve Reha Oğuz Türkkan başta olmak üzere 10 mahkûm tarafından ANILMIŞTIR.

Bir tür dayanışma günüdür. İlk defa eyleme geçen bir fikir için önemli bir gündür.

Bayram falan değildir, tam tersine büyük acıların çekildiği bir günü unutturmamaya yönelik buruk bir anmadır. 3 Mayıs, Türkçülerin ciddi bir güçken* bir anda yıkılmalarını anma günüdür, bunu protesto eden binlerce gencin yürüyüşlerini, dayanışmalarını anma günüdür.

Bir bayram gibi kutlanmaz, resmiyeti yoktur. Tek resmi yönü ocaklar arası anma mesajları, küçük toplantılar ve Nihal Atsız’ın mezarının ziyaretidir.

2 Mayıs 2017 (Gökhan ÜRKMEZ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

"Gaziantep uşağı ve aşığı" Ömer Aykut.

Yüz(ME) Havuzları Denetleniyor mu?

Meydanlara Çıkan Yüzsüzler…

15 Temmuz Medyası ve Gül-Enleri…(V)

15 Temmuz Medyası ve Gül-Enleri…(IV)

15 Temmuz Medyası ve Gül-Enleri…(III)

15 Temmuz Medyası ve Gül-Enleri…(II)